12 Nisan 2006 Çarşamba

MFÖ, Athena, Ajda Pekkan, Tarkan

Sertab Erener’in Maslak Refresh’te Cuma gecesi gerçekleşen konseri güzel geçti (Tamam, onun hakkında benden kötü bir şey duymanızın imkanı yok, ama bu kez harbinin harbisiydi yani!). Mekanı tıklım tıkış dolduran gençlik gece boyunca “digital” Sertab’la coştu, eğlendi. E artık bu yaz boyunca devam edecek olan parti konserlerinden birinin kayıtlarını albüm yapması da farz oldu Sertab’ın. Çünkü şarkılar yeni düzenlemeleriyle resmen "uçuyor"!

Gelelim birkaç yeni albüm haberine…

Tarkan “Come Closer”la haftaya damgasını vuran isim oldu. İlk çıktığı gün istisnasız her müzikmarkette çalan albüm, gördüğüm kadarıyla peynir ekmek gibi satıyordu. Albümü henüz can kulağıyla oturup dinleme fırsatım olmadı, bu vesileyle ilk fırsatta bir “dünden bugüne Tarkan” panoraması çıkarmaya söz veriyorum:)



MFÖ’den bir sürpriz albüm: AGU…Grup elemanlarının soyadlarının baş harflerinin yan yana getirildiği isim, kapak tasarımıyla da birleşince doğrusu pek şahane bir iş çıkmış ortaya. Şarkılar da bu kadar yalın bir şahanelikte midir bilmiyorum ama yılların MFÖ’sü kötü iş çıkaracak değil ya! "Sarı Laleler"in klibi ekranlarda dönmeye başlamış bile..Bu arada itiraf ediyorum, albüm tanıtım yazılarında şarkı listesinin arasında gözlerim Agu diye bir şarkıyı da aradı, oysa böyle bir muziplik pekala yapabilirlerdi…

“Cool Kadın” Ajda Pekkan nihayet bu hafta çıkıyor, fanlar şimdiden sıraya girdiler bile (şimdiden=zamansız kavram aslında). Yeni şarkıların yanı sıra eski de birkaç şarkının olacağı söylendi, sonra bir ara bu bilgi değiştirildi, sonra yine olacak dendi. Son durum nedir bilemiyoruz ama “Kaderimin Oyunu” ile “Olanlar Oldu Bana”nın yeni yorumları, ve orijinal dilinde ilk kez “Spente Le Stelle”, yine bu albümde yeni Ajda şarkılarının yanıbaşında yeralacak.

Athena da 1 yıllık aradan sonra 5 şarkılık bir maxi single’la hayranlarına merhaba demeye hazırlanıyor. Işın Karaca da 33/3 adlı albümüyle sessizliğini bozacakmış. Levent Yüksel’in “Kadın Şarkıları”nın haberine bu hafta bir gazetede daha rastladıysam da, hala piyasaya çıkmamış olmasına inanamıyorum, gerçekten uzun zaman oldu…

10 Nisan 2006 Pazartesi

Yeniden Popstarcılık!

İlk kez “BBG” (Biri bizi gözetliyor) ile tanıştık interaktif tv şovlarıyla. Melih’i, Melike’si, Eray’ı, Hacer’i, Edi’si, Tarık’ı, Bergen’i, Kaan’ı derken bir sürü isim geçti gitti, sahi şimdi hangisini hatırlıyoruz?. Millet olarak gözetleme ruhumuzu okşayan bu programlar “Biz Evleniyoruz”, sonra da gelin-kaynana yarışmaları olarak farklı formatlarda devam etti. Kuşkusuz Semra Hanım bu formatın en ünlüsü olurken, aynı zamanda bedeli de en ağır ödeyen yarışmacı oldu. Kilo verme yarışmalarından “Ünlüler Çiftliği”ne, tiyatro oyuncusu çıkaranlarından tropikal orman yarışmalarına kadar neler izlemedik ki? Halkın kendi “star”ını ortaya çıkarması amaçlanan Popstar ve türevleri ise, bu interaktif televizyon programlarının yurtdışında olduğu gibi Türkiye’de de en çok ilgi göreni oldu. Elimizde kumanda, her hafta kendi favorimiz yarışmadan elenmesin diye cep telefonlarımızın kısa mesajlarını bonkörce kullandık…

Kıyısından köşesinden de olsa yalnızca ilkini takip ettiğim Popstar’da (sonrakileri izlememem gerektiği konusunda kendimi ikna etmem zor olmadı) Barış’ı, Firdevs’i, Aydan’ı ile bir dönem geçmişti. Elena’nın yorumuna bayılır, Nazi Almanya’sını aratmayan bir üslupla onun Türk olmamasına bu çağda neden bu kadar takıldıklarına anlam veremezdim. İçlerinde albüm yapıp da iyi kötü bir satış rakamı yakalayanlar ise Abidin, Firdevs ve Selçuk Yapar oldu. Tabii gerçek bir popstarın albüm satışlarına erişmeyen rakamlardı bunlar. Ama bu programla tanındılar ve şöhretle tanıştılar. Ya sonrası? İşte bunu söylemek çok zor...

Popstar yeniden başlıyor, bu kez Star’da. Jüride Armağan Çağlayan, Bülent Ersoy ve Yıldız Tilbe var. Rakip kanal atv’de ise (bence ilk eksisini adından alan) “Star Avı”nda Deniz Seki, Ercan Saatçi ve Erol Köse var…Hangisinin daha çok izleneceği konusunda aslında tahmin yapmaya gerek bile yok, çünkü yarışmacılardan çok jüri üyelerinin tepkileri izlenecektir yine.

Bu arada küçük bir not... 2002 yılında ülkemizi Eurovision’da temsil eden Buket Bengisu’nun da Popstar’a katıldığını ve elemeleri geçip finale kaldığını öğrendik. Kayahan sonrası Sertab öncesi 12 yıllık düşük reytingli Eurovision döneminin son temsilcisi olan Bengisu, konservatuar eğitimli, donanımlı bir yorumcu. Bakalım Eurovision’un ona sağlayamadığı faydayı Popstar sağlayabilecek mi?

OLCAY TANBERKEN

6 Nisan 2006 Perşembe

Sertab Digital

Madonna’nın topraklarımıza teşrif etmesine henüz daha vakit varken (ve bu yüzden kafayı da hazır sıyırmamışken), yerli Madonna’mızla dansetmeye ne dersiniz? Türk popunun çıtası en yüksek seslerinden Sertab Erener, yepyeni bir projeyle karşımızda: Sertab Digital! İçinde "digital" kelimesi geçti diye hemen öyle ekşitmeyin suratlarınızı:) Murat Uncuoğlu ve Aytekin Kurt (bkz.Miracle Workz) gibi piyasadaki birçok ortalama şarkıyı bile adeta “uçurmayı” başaran iki şahane dj de işin içinde bu projenin. Üstelik Sertab’la aynı sahnede, kimi zaman birbirinin rollerini çalan oyuncular gibi olacaklar...

Yaz boyunca devam edecek olan bu “capcanlı” şovun küçük bir örneğini geçtiğimiz hafta Beyaz Show’da izlemiş ve “Gel Barışalım Artık” ve “Yanarım” gibi Sertab’ın sevilen birkaç şarkısını yeni düzenlemeleriyle canlı olarak dinlemiştik. İlk kez geçtiğimiz ay Kübalı müzisyenler eşliğinde sahne aldığı Babylon’da (sahi ne harika geceydi öyle!) bahsetmişti Sertab bu projeden ve duyar duymaz nasıl heyecanlı bir proje olabileceği konusunda kafamda şimşekler çakmıştı. Gerçi yine bir süre önce internet sitesinde tüm albümleri içinde dünden bugüne en sevilen şarkıları konusunda bir anket düzenlemiş ve gelen yanıtlara göre oluşturacağı playlistle -gerçekleştiğinde müzik dünyasından birçok kişinin kıskanacağına emin olduğum- çok özel bir projeye imza atacaktı (sanıyorum bu proje de yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor, detaylar belli olur olmaz yazmak için şimdiden sabırsızlanıyorum). Bu projenin önünde ise şu anda, ilki 7 Nisan Cuma akşamı Maslak Venue’de (yeni adıyla Refresh) gerçekleşecek olan “parti” konsepti var ki, bu ülkedeki Sertab Erener gerçeğinin en şahane 20 şarkısını, yukarıda saydığım Türkiye’nin bu 2 önemli dj’inin çok özel düzenlemeleri ve canlı performanslarına yine Sertab’ın tüm canlılığıyla eşlik ederek yorumlayacağı yaz partilerinde duyacağız. Geç kaldınız mı bilmiyorum ama yarınki konser için biletler biletix.com’dan bakılabiliyor. Tabii önemle ve ısrarla, yaz boyunca devam edecek olan bu partilerden herhangi birinin canlı kaydını albüm olarak elimizde tutmak istediğimizi de yazmadan edemeyeceğim.

OLCAY TANBERKEN

4 Nisan 2006 Salı

Kızkardeş hikayeleri


Belkıs Özener bir girdi pir girdi dünyamıza. Her yerde bir süre önce Kalan Müzik’in yayınladığı ve plak yapımcılarına (akabinde müzikmarket sahiplerine) derin bir oh çektiren albümünden şarkılar çalınıyor, herkes ezbere bildiği bu şarkıları bir ağızdan yeniden söylüyor. Bu şarkılarla aslında yıllardır evimizin salonuna konuk olduğunu öğrenip de şaşırdığımız sanatçının, bir de Gönül Yazar’ın kızkardeşi olduğunu duyunca ağızlar bir açılıyor ki kapatabilene aşk olsun. Biri hep sahnede, hep medyanın önünde, diğeri filmlerde, dublaj odalarında. Bir dönem küsmüşler, ama sonra barışmışlar. Elbette herkesin kendi kaderi ve tercihidir yaşam, ve elbette ona sundukları. Gelin, Gönül Yazar’ın “aynı aileden iki sanatçı çıkmaz” lafının doğruluk payına fazla takılmadan, müzik tarihimizde başka hangi ünlü kızkardeşleri görüp dinlediğimize şöyle bir göz atalım…

Herhalde herkesin aklına ilk olarak Türk pop müziğinin görüp göreceği en şaşaalı starı olabilmiş Ajda Pekkan ve kızkardeş Semiramis geliyordur. 60’lı ve 70’li yıllarda birçok film çeviren, sesi ve yorumuyla da Süperstar’dan geri kalmayan Semiramis Pekkan, ses benzerliğiyle de Ajda Pekkan’ın sanılan bazı şarkıların da asıl sahibidir. Bir rivayete göre (ki Süperstar hakkındaki bazı kent efsanelerinden biri olarak da sayabiliriz) Semiramis’in plaklarının daha çok iş yapmasını kıskanan Ajda ona barikat kurmuş, kızkardeş de zamanla hem sinema hem de müzik piyasasından tamamen çekilmiş. Müziği bırakmasaymış Ajda Pekkan daha mı az başarılı olurmuş, elbette hayır. Ama kader işte, söz dinler mi?

Karaböcek kardeşler de, en az Pekkan’lar kadar yazılı basının en çok ilgi gösterdiği şarkıcı kardeşler olmuştur herhalde. İlk dönem 45likleri beklenen ilgiyi görmeyince kardeşinin önce soyadından faydalanan Gülden Karaböcek, bununla da yetinmeyip medyaya da “kardeşinin eski eşiyle evlenen kadın” olarak yeterince malzeme olmuş bir kızkardeş olarak bilinir bilinmesine ama doğrusu bu, onun en az Neşe Karaböcek kadar başarılı olan müzik yaşantısını etkilemeyecektir. Benzer bir hikaye de, Öncel kardeşlerin. Nazan Öncel, kendisi gibi müzikle uğraşan kardeşi Pınar Güvenel’in eşiyle evlenmiş ve bu da aralarına uzun soğuk yıllar sokmuş. Nazan Öncel’in “Onu hayatımdan sildim” sözlerinin yansıdığı basında, bir zaman sonra da “Her şeye rağmen kardeşiz” başlığıyla verilen barıştıkları haberleri yeraldı. Kızkardeş Öncel, şu anda eşiyle birlikte Pınar&Cihat olarak profesyonel sahne hayatını sürdürüyormuş. Bir de herkesin ilk çıktığında “Tülay Özer’in kardeşi” olarak tanıdığı ama ününü ablasından çok daha öteye taşıyan Zerrin Özer örneği var...

Başka mı? Başka hangi şarkıcı kızkardeşler var diye hafızamı zorladım ama Türk popunun sevimli ikizleri Meral-Zuhal dışında da başka bir örneği hatırlayamadım. Kardeş öykülerine erkek kardeşlerle devam ederiz artık, tabii başka bir sefere:)

OLCAY TANBERKEN

1 Nisan 2006 Cumartesi

Bayanlar liginde rekabet mi var?

31.03.2006 / Turk.Net -Geçtiğimiz haftalarda müzik dünyamızın en çok konuşulan konularından biri de “Gülşen’le Hande Yener rekabeti”ydi…Karşılıklı atışmalarıyla ortaya “saçılan” toz ve duman bulutundan ibaret bu içi boş tartışmanın nereden ve nasıl çıktığını anlayabilen varsa beri gelsin. Zira Hande Yener’in diğerinden birkaç adım önde gittiğinin, biraz Türkçe pop dinleyen ve müzik kulağı olan herkes farkında. O halde bu rekabet de neyin nesi?

Önceki çalışmalarından farklı olarak -adıyla da tescillemek istercesine- “Apayrı” adlı albümüyle batılı bir altyapıyla karşımıza çıkan Hande Yener, özellikle çıkış parçası Kelepçe ile son albümünde “aradığının” hakkını vermişe benziyor. İzel’le doruğa çıkan “Altan Çetin şarkıları” trendini iyi sahiplenmişti sahiplenmesine ama, Apayrı ile -en azından şimdilik- onunla özdeşleşen bu tarza ara verdiğini, belki de kariyerinin bundan sonraki kısmında popla arabeski ayrıştırmak istediğini birilerine göstermek, kanıtlamak ihtiyacı duymuş gibi hissettiriyor.

“Of of”la tartışmasız bir “bonus” popülerlik kazanan Gülşen ise, sırf bu şarkıya kanıp da albümünü alan bazılarını (ki buna ben de dahilim) bir parça hayal kırıklığına uğratmış, nitekim müzikseverler tarafından Of of’un şokunun atlatılmasının üzerinden bir süre geçtikten sonra sıralamada asıl durması gereken yere “üzerinde fazla da düşünmeye gerek duyulmadan” konulmuştu. Yeni albümü “Yurtta Aşk Cihanda Aşk”la bir kez daha arz-ı endam eden ve permalı saçlarıyla biraz Sertab’ın “Turuncu” dönemini andıran Gülşen’in asıl hedefinin kendisinin Sertab’dan ziyade Hande Yener’le rakip olarak gösterilmesi olduğu çok geçmeden ortaya çıktığında doğrusu şaşkınlığımı gizleyemedim. Aslında bir çok neden var, ama ilk aklıma gelen, radyolarda sıkça çalan ve istek alan bir şarkı olmasına karşın “Ya Tutarsa” şarkısında Altan Çetin’in hünerini fazlaca göstermeyişiydi. Kaldı ki tarz olarak da öncekinden farklı bir çalışma değildi bu albüm. Öyle övünüldüğü gibi MTV World Chart Express’de listeye girmenin de aslında ne demek “olmadığını”da çok şükür biliyoruz. Peki geriye ne kalıyor? Kocaman bir soru işareti.

Doğruyu söylemek gerekirse ikisinin de hedefi çok açık ve net. Biri yerini sağlamlaştırmak için bildiği bir işi yapıyor, diğeri ise zaten sağlam olan yerini riske atıp Türk pop müziğinin gelişimi ve değişimi için yeni arayışlara ve denemelere her zaman ihtiyacının olduğunun bilinciyle don kişotluk yapıyor. Dolayısıyla ben ortada bir rekabet filan göremiyorum. Ya siz?

OLCAY TANBERKEN