28 Nisan 2006 Cuma

Kalpleri 12'den vuracak

Önce 14 Şubat’ta piyasaya sürülmesi planlanmıştı, geç kalınınca 4 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yetiştirilmeye çalışıldı, o da olmadı. Aylardır bu albümün çıkmasını dört gözle bekleyenlerden biri olarak açıkçası biraz umudumu yitirmiştim. Ta ki geçen haftaya kadar. Levent Yüksel’in “Kadın Şarkıları” adıyla yayınlanan yeni albümünde hepsi de daha önce Türk pop müziğinde ses getirmiş kadın yorumculardan duyduğumuz şarkılar gün içinde defalarca kulağımızda dönmeye başladı bile. Bu kez Levent Yüksel’in sesinden…

Şarkı seçimlerinin ne kadar başarılı olduğuyla başlamak istiyorum. 12 şarkının kesinlikle herhangi bir tanesi bir diğerinin önüne geçecek kadar sırıtmıyor, ya da tam tersi hiçbir şarkı orada tesadüfen durmuyor. “Beni Unutma”nın hikayesini yıllardır hem kendi konserlerinde hem de Sertab Erener’le birlikte olan konserlerinde duyuyorduk, bu albüme de çok yakışmış doğrusu. Şebnem Ferah’tan “Deli Kızım Uyan”, Özlem Tekin’den de “Yazmamışlar”, Levent Yüksel yorumuyla çok farklı ve sıradışı olmuş. Ajda Pekkan’ın tüm diskografisi içinde benim de şahsen en sevdiğim şarkılarından biri olan “Ya Sonra”nın kaydı sırasında, tesadüfen Ajda Pekkan da Levent Yüksel’le aynı stüdyodaymış ve kendi şarkısının da albümde olduğunu duyunca dinlemiş ve çok beğenmiş. Üstelik altyapıyı o kadar sevmiş ki, kendi orkestrası da böyle güzel çalsın diye playback kaydını rica etmiş. Ajda haksız da sayılmaz, çünkü Volkan Öktem, Ant Şimşek ve Cengiz Baltepe gerçekten hem çok sade hem de alkışı hakeden bir iş çıkarmışlar. Birkaç yıl önce aramızdan ayrılan Esmeray ve geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz eşi Şemi Diriker’den hatıra kalan “Unutama Beni”, Nilüfer’den “Haram Geceler”, Aşkın Nur Yengi’den “Ayrılmam”, Sertab Erener’den “Dargın Değilim”, Zuhal Olcay’dan “Yalnızlığım”, Asya’dan “Yoksun Sen” ve Ayla Dikmen’den yıllarca sanki bu albüme kapanış şarkısı olmak için beklemiş “Aşk Defteri”. Hele albümde bir “Beni Benimle Bırak” yorumu var ki, üzerine ne söylenebilir bilmiyorum. 12 şarkının 12'si de mükemmel seçim olarak hepsi Levent Yüksel’in yeniden yorumlamasıyla daha da devleşmiş şarkılar olarak yeniden kulaklarımızda.

Bir köşe yazarının bu albüm için “yeni ayrılanlar için doğru bir zamanlama değil” diye esprili bir yorumu olduğunu duydum. “Zamansız” bir albüm olduğuna katılıyorum, çünkü zamanlar ötesinde, duygu yoğunluğunun tüm bedeninizde hüküm sürdüğü ‘her an’a, farklı topraklarda, hepimizin birbirinden farklı hayatlarındaki ortak duygularına, aşklara, sevdalara ait. Elbette ayrılıklara da…

Olcay Tanberken

26 Nisan 2006 Çarşamba

Nilüfer'in Kayahan'sız dönemi

Bu köşede yazmaya başladıktan sonra, 2005 içinde ya da sonlarında çıkmış ve hala konuşulan, dinlenilen albümleri de es geçmemem gerektiğine karar verip bu adımı Nilüfer’le atayım istedim. Hele de bugün gazetede okuduğum Kayahan açıklamalarından sonra iyice gaza geldim doğrusu… Nilüfer’in çoğu kendi şarkılarından oluşan ‘Karar Verdim’ adlı son albümünün ilk 3 ayda 100 bin sattığı açıklamasından sonra “benim albümüm 400 bin satmıştı” gibi bir açıklama yapan Kayahan’ın ne yapmaya çalıştığını anlamak mümkün değil hakikaten.

Bir kere, Mp3 yüzünden albüm satışları zaten yerlerde sürünüyor; 100.000 - 200.000 satmak hakikaten başarı sayılıyor. Ve bu durumun vahameti de gün geçtikçe artıyor. Öte yandan, Nilüfer’in yıllar sonra kendi şarkılarını okuduğu bu albüm başta çıkış parçası ‘Karar Verdim’ olmak üzere, ‘Hüzün’, ‘Aşk’ gibi şarkılarla zaten iyi besteleri ve Nilüfer yorumunu gözler önüne seriyor. Hele ki Şehrazat şarkısı ‘Ucuz Atlattım’ı, ya da son günlerde ekranları da renkli klibiyle süsleyen ‘Hoşuna Gider mi?’yi es geçmek mümkün mü?

Kayahan’ın kendi şarkılarını Nilüfer’e okutturmaması konusundaki ambargosu zaten Türk popundaki başarısı kanıtlanmış bir ‘marka’ya yakışmayan bir hareketti. Bu olayın çözümlendiğini sanıyordum ama demek ki bitmemiş. Nilüfer’in Kayahan şarkılarının en iyi yorumlayıcısı olduğu herkesin malumu olmakla birlikte Kayahan’dan çok daha önce 70’lerle birlikte zaten bu piyasada o muhteşem sesiyle var olduğunu da hatırlatmaya gerek yok sanırım. O halde Kayahan’daki bu ısrar neden?

Yeniden albüme dönersek, asıl ‘Kolaycısın’ı dinlemenizi önereceğim ben. Gözlerinizi kapatıp kulağınızı pop müziğimizin bu çok özel sesine vererek…

Olcay Tanberken

24 Nisan 2006 Pazartesi

Pop Dedik!

Ülkemizde en büyük eksiklerden birinin belgeleme ve arşiv eksikliği olduğu hepimizin malumu. Neredeyse hemen her türlü konu ve dalda geçmişe dönük bir araştırma yapılma ihtiyacı duyulduğunda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak hep çok zor oluyor bu ülkede, hatta kimi zaman da imkansıza varan düzeyde… Bilgi eksikliğinin en çok olduğu konulardan biri de müzik tarihimiz ne yazık ki. 60’lar ve 70’lerde fırtınalar estiren sanatçıların birçoğu piyasadan silinip gitmekle kalmadı, arkalarında onlarla ilgili şarkı ve bilgiler de hayranları ya da sıkı koleksiyoncular dışında kimselerin fazla da ilgisini çekmedi, onca derleme albüm ve projeye rağmen de çekmemeye devam ediyor. Ancak bunların hepsi de popüler kültürümüze bir köşesinden katkısı olmuş isimler, olaylar, şarkılar. O halde unutulmak ve tarihe gömülmek onların kaderi olmalı mı?

Türk pop müzik tarihimizin dünden bugüne evriminin tüm süreci, birkaç yıl önce Naim Dilmener’in “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” kitabında kronolojik bir sırayla anlatılmıştı. Oldukça doyurucu ve dönemin popüler gazete ve dergilerinden de haberlere de yer verilen kitabın, sanıyorum önümüzdeki yıllarda da eklenecek içerikle yeni baskılar yapmaya oldukça müsait bir yapısı var. “Eski45likçiler” akımının öncülerinden Murat Meriç de, bu konuda en az Bak Bir Varmış Bir Yokmuş kadar başarılı sayılabilecek iyi bir derlemeyle karşımıza çıktı. Onu tanıyanlar Alper Fidaner’le yaptıkları 45’lik partilerini, yayınlanan birkaç sayısıyla bile oldukça ses getirmiş “Müzük” dergisini, radyo programlarını, müzik yazılarını ve TRT’de yayınlanan “Kırkbeşlik” programını unutmuyor. Şimdi bütün bunların yanına bir de “Pop Dedik” adıyla İletişim yayınlarından çıkan kitap projesi eklendi.

Dün akşam Radyo Viva’da Tamba Tumba’nın konuğu olan Murat Meriç’le 60’lardan 70’ler ve 80’lere dek uzanan süreçte Türkçe sözlü aranjmanlardan ilk Türkçe bestelere, yarışmalardan dünya piyasasına açılmayı denemiş tüm sanatçılarımıza kadar çeşitli başlıkları ele aldık. Tabii kitabını da anlattı bizlere.

Ön kapağı Arslan Eroğlu’nun “pop”u birebir özetleyen tasarımından oluşan ‘Pop Dedik’in arka kapağındaki yazı, kitabın içeriğini özetler nitelikte:
“Kanto, tango, caz, saz, alafranga, Arabik havalar, Yunan ezgileri, Yeşilçam filmleri, aranjmanlar, türküler, düğün şarkıları, barış şarkıları, Atatürk şarkıları, futbol şarkıları, işçi şarkıları…Renkli bir ‘Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği’ programı. Hazırlayan ve sunan: Murat Meriç…”

Olcay Tanberken

20 Nisan 2006 Perşembe

Onları özlemiştik!

“Akvaryum” ve “Tiryaki” albümleriyle 80’lerin sonları, 90’ların başlarında müzik dünyamıza giren ikiliyi ilk olarak Melih Kibar’ın onları biraraya getirdiği Eurovision vesilesiyle “Grup Denk” adıyla tanımıştık. “Paydos” ile ikinci olmuşlar, “Onikiden”le kalplerimizi onikiden vurmuşlardı. İlk albümlerindeki “Tasvir-i Şikayet” akılda kalan ve bugün birçok kişinin bile özlemle hatırladığı bir şarkı. Asıl patlamayı hiç kuşkusuz “Seni bana yazmışlar” adını taşıyan 3.albümleriyle ve bu albümde neredeyse hepsi hit olmuş şarkılarla yaptılar. İlköğretim öğrencilerinin teneffüs aralarında kızlı erkekli gruplar halinde tıpkıbasım hareketleriyle “Ara Beni, Öptüm Seni Seni” diye dans ettiklerini dün gibi hatırlıyorum. Goran Bregoviç’in Çingeneler Zamanı film müziklerinden birine yazdıkları sözlerle “Sevmek Zamanı” gibi harikulade şarkı da yine bu albümden kulaklarımıza ulaşmıştı.

Sonra o zamanlar henüz doğu ritmlerini pop soundumuzun içine akıllıca ve ustaca yerleştirmeyi düşünememiş birçok sanatçıya başucu kitabı olan “Saraylı” geldi. O dönemde fazla anlaşılamadı ya da taşıdığı konseptin yeterince anlaşılabilir olduğu bir müzik dünyası ve dinleyicisi yoktu belki ama Saraylı, 90’ların ortalarında 3-4 yıl sonraki çözülmenin ve dağılmanın öncesinde konsept bütünlüğü ve müzikalite açısından çok değerli bir anlam taşıyordu. En son olarak birlikte “Yalancı Sevgilim”le çıkış yaptıkları “Aşk, İhanet, Vs.” yapan ikili, Oya’nın “Süper Baba”yı seslendirmesini bir kenara koyarsak, birçok dizi ve reklam müziğiyle işin biraz mutfağına kaydılar.

Oya Küçümen şimdi sonbahara doğru yeni bir albüme hazırlanıyormuş. Yaz aylarında ise en sevilen şarkılarından derlenen bir bestof albüm yapacaklarını duymuştuk, umarım bu da gerçekleşir. En büyük dileğimiz ise yepyeni bir Oya Bora albümüyle yeniden aramıza dönmeleri. Aslında bunun için fazla beklememize gerek yok sanırım, çünkü ikili bu Pazartesi akşamı İncesaz grubu eşliğinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alıyormuş. 8-10 YTL arasında çok uygun fiyatlarda satışa sunulan biletler Biletix ve CRR gişelerinden temin edilebiliyor.

Saraylı albümünün kapanış parçası “Herşeye Hazırım Seninle”ye Oya şu sözlerle başlıyordu:
Sevdiklerimizi ve seveceklerimizin adları ta başından yazılmıştır kalbimize
Ve onları bulana dek savaşırız bu karmaşık tutkular çemberinde
Seni ilk kez görüyorum ama
Sanki bir yerlerden hatırlıyorum..

Onları hiç unutmadık. Bu konser şahsen bana çok iyi gelecek.

Olcay Tanberken

18 Nisan 2006 Salı

Tarkan: Come Closer

Tarkan’ın ilk İngilizce albümü “Come Closer”ın çıkar çıkmaz aynı gün Beyoğlu’nda istisnasız tüm müzik marketlerde çalınıp peynir ekmek gibi satıldığını yazmıştım. Aradan bir süre geçtikten sonra bu satışlar biraz normal seyrine döndüyse de, yine de şu anda çok satan albümlerden bir tanesi bu.

Çıkış parçası 'Bounce'ın klibinin biraz daha orijinal olmasını beklerdim ama Tarkan’ın İngilizce albüm macerasının bu kadar uzun sürmesi (e kolay değil, neredeyse 10 yıldır çıkacak bu albüm) kimilerini sevindiriyor gibi yaptıysa da, sanatçı Türk popundaki tartışmasız liderliğini biraz daha sağlamlaştırdığı bir albüme imza atmış bence. Müzik endüstrisinin önde gelen isimlerinden Ahmet Ertegün’ün Tarkan’ı İngilizce şarkılar söylemesi konusunda cesaretlendirmesiyle başlayan Come Closer süreci, Tarkan’ın doğu ve batının tezatlığından faydalanarak yarattığı (biliyorum, biraz rahatsız edici bir sözcük ama başka bir isim de gelmiyor akla) ‘sentez’ tarzının biraz daha evrenselleşip içine kuzey ve güneyin de girmesiyle şekil değiştirmişe benziyor. Tarkan’la özdeşleşen vokal tekniği, farklı kültürlerin ve bireysel yolculukların birbirleriyle olan etkileşimleri ve güçlü altyapılı düzenlemelerle şarkılar birer ‘dünya mesajı’ olarak dinleyiciye ulaşıyor. Yer yer hip-hop’un da Türk sounduyla örtüştüğü albümün çıkış parçası olarak belki piyasaya çıkışından çok önce dışarıya sızan ‘Bounce’ yerine ‘Shhh’ seçilebilirdi. Ya da keşke Şıkıdım’ın yeni versiyonu üzerinde biraz daha çalışılabilseydi. Bunun dışında kimi şarkılarda tıpkıbasım Tarkan portrelerini ardı ardına görsek ve bazılarının birbirini anımsattığını kabul etsek de, ‘Come Closer’ ile biraz Akdeniz’e uzanan, ‘If only you knew’le romantizmin doruklarına çıkan, ‘Start the fire’ ve ‘Touch’ ile dünya standartlarına ulaşan bir soundla Tarkan nefesleri kesmeye yetiyor.

Eleştirebileceğim tek konu belki çıkış mesajı olarak dünyayla bütünleşme ve kültürlerin bir arada kaynaşmasının biraz Sertab’ın “No Boundaries”ındaki mesajla olan benzerliği olabilir ama elbette mesaj hakkı da sanatçının kendine özel bir haktır diye düşünerek susuyorum. Bu sentez meselesi de biraz derin ve açıkçası her alanda içimize işlemiş bir konu aslında ama havada uçuşan bu tür kavramlar müzik olunca biraz daha şekillenebiliyor.

Olcay Tanberken